hayal's profileHAYAL SPACESPhotosBlogListsMore Tools Help

HAYAL SPACES

Windows Media Player

This person's network is empty (or maybe they're keeping it private).

Video

 

Video

 

Video

 

GÖZ YAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI ?

 

GÖZ YAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI ?

 
Attığımız taş aynı yere, aynı yöne neden gitmiyor,
elimizdeki TAŞLAR mı farklı ?
Doğru olan bir konuda aynı görüşe neden varamıyoruz, kafamızdaki FİKİRLER mi farklı ?
Selam vermemek için neden yön değiştiriyoruz, gittiğimiz YOLLAR mı farklı ?
İncir çekirdeğini bile doldurmayacak sebeblerle neden küsüyoruz, DERTLER mi farklı ?
 
Su,  geminin altında olmalı diyorlar , ancak sular geminin içinde
YÜZMELER mi farklı ?
Para cepte olursa iyi diyorlar, ancak şimdi vicdanlarda,
CÜZDANLAR mı farklı ?
Bıçak hekimin elinde olmalı diyorlar, ancak katillerin elinde
MESLEKLER mi farklı ?
Toplama, çıkarma, bölmeler aynı,
ÇARPMALAR mı farklı ?
 
Yağmur yağmayınca yağdır Allah'ım,
debrem olunca durdur Allah'ım, Hasta olunca şifa ver Allah'ım,
darda, yolda, karda kalınca yetiş Allah'ım diyoruz  
Mal-mülk, makam-mevki, nimet ve servet
işine gelince kullara dayanıyoruz.
DUALAR mı farklı. ?

ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

 
 
ŞEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ
 

1 - BİR DEFAYLA BİR ŞEY OLMAZl.
 
2 - DAHA GENCİZ.
 
3 - ALLAH (C.C) KALP TEMİZLİĞİNE BAKAR.
 
4 - ALLAH (C.C.) İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ.
 
5 - EMEKLİ OLDUKTAN SONRA.
 
6 - ZAMAN SİZE DEĞİL SİZ ZAMANA UYUN.
 
7 - BİR ŞEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.
 
8 - BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BİRAZ ZOR AFFEDİLİRSİN.
 
9 - FAZLA DÜŞÜNME KAFAYI YERSİN.
 
10 - CEHENDEMDE BİR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GİRMEYECEKMİYİZ. (Sanki kibrit çöpünün ateşine dayana biliyormuş gibi)
 
11 - BİZ BÜYÜKLERİMİZDEN BÖYLE GÖRDÜK.
 
12 - AMAN HA DİKKAT BEYNİNİZİ YIKAMASINLAR.

Dinimizce sabrın önemi (Hadis ışığında)

Sabır üç çeşittir.
En önemlisi günah işlememeye sabırdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
1- Belaya, musibete sabır,
2- Din bilgilerini öğrenirken ve ibadetlerini yaparken sabır,
3- Günah işlememek için sabır. Belaya sabredene 300, ibadet yapmaya sabredene 600, günah işlememeye sabredene ise, 900 derece ihsan edilir.
[Ebuşşeyh]

Musa aleyhisselam, Hızır aleyhisselama, (Ledün ilmine nasıl kavuştun?) diye sorunca, o da, (Günah işlememeye sabretmek sayesinde) diye cevap verdi.

Kur’an-ı kerimde sabrın önemi çok âyette bildiriliyor. Üç âyet meali şöyledir:
(Sabredenlere, mükafatlar hesapsız verilir.) [Zümer 10]

(Ey iman edenler, Allah’tan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153]

(Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine, ülülazm Peygamberler gibi sabret!) [Ahkaf 35]

Sabır hakkında hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.) [Deylemi]
(Hak teâlâ, sevdiği kulu dertlere müptela kılar, o da sabrederse, ondan razı olur.) [Deylemi]

(Kötü komşunun eziyetlerine ölünceye kadar sabredeni Allahü teâlâ sever.) [Hakim]
(Allahü teâlâ, sabredeni sever.) [Taberani]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: "Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir, o da güzel sabrederse, Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hakim]

(Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.) [Buhari]
(Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavuşamazsınız.) [İ. Maverdi]

(Acıya sabredip uğradığı felaketi gizlemesi ve kimseye şikayet etmemesi, kişinin Allahü teâlâyı iyi tanımış olmasındandır.) [İ.Gazali]

(En üstün ibadet sıkıntıya sabretmektir.) [Tirmizi]
(En şiddetli bela sabrın az olmasıdır.) [Deylemi]

(Yeminle söylüyorum, uğradığı zulme sabredenin Allahü teâlâ şerefini arttırır.) [Taberani]
(Geçim sıkıntısına sabredeni Allahü teâlâ Firdevs Cennetine koyar.) [Ebuşşeyh]

(Kıt kanaat geçinecek kadar az rızka sabredenlere müjdeler olsun.) [Deylemi]
(İki gözünü kaybeden sabrederse Cennete gider.) [Hatib]
(Müminin silahı sabır ve duadır.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ buyurdu ki: Benim hükmüme razı olmayan ve verdiğim musibete sabretmeyen benden başka Rab arasın.) [Taberani]

Resulullah efendimiz, Allah’tan sabır isteyen birine buyurdu ki:
(Allah’tan bela mı istiyorsun, önce afiyet iste.) [Tirmizi]

Sabretmek, kurtuluşa, başarıya sebep olan güzel huydur. Sabır, Peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demişlerdir. Belalara sabretmek, kurtuluşa sebeptir.
 
Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (İman nedir?) diye sorulduğunda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemi)

Sabrın büyüklüğü ve fazileti sebebiyle Kur'an-ı kerimde yetmişten fazla yerde sabır ve sabredenlere verilecek sevaplar bildiriliyor. Âyet-i kerimelerde mealen buyuruluyor ki:
(Sabredenlerin mükafatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle vereceğiz.) [Nahl 96]
(Allah sabredenleri sever.) [Al-i İmran 146]

(Sabır ve namaz, yalnız Allah’tan korkan müminlere kolay gelir.) [Bekara 45]
(Sabredenlere [lütfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155]

(Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allah’a yönelir, Ona sığınırdı.) [Sad 44]

(Ey iman edenler, sabredin, sabretmekte birbirinizle yarış edin!) [A.İmran 200]
(Güzel sabret!) [Mearic 5]

Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [İ.Gazali]
(Eğer sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.) [Taberani]

(Hoşlanılmayan şeye sabretmekte büyük hayır vardır.) [Tirmizi]
(İbadetin başı sabırdır.) [Hakim]

(Sabrın imandaki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemi]
(Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) [Taberani]

(En hayırlı vasıta sabırdır.) [Hakim-i Tirmizi]
(Allahü teâlânın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) [Ebu Nuaym]                           baki selam ve dua ile

(Bozuk bir işi düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki]
(Oruç sabrın, sabır da, imanın yarısıdır.) [Ebu Nuaym]

(Aşkını gizleyip, namusunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [İbni Asakir]
(İmanın yarısı sabır, diğer yarısı ise şükürdür.) [Beyheki]

Ey Dost!

Allah (c.c) için Sevmeyi Anlat Ey Dost!


Hikmet Dost... Susması tefekkür konuşması hikmet Dost...

Haydi, bu gece anlat bana dost... her şeyi anlat.... O'na ulaşanları anlat...

İlk insandan başlayalım ey dost...!

Cennetin ilk insanı Âdem’i anlat bana...

Kabenin mimarı İbrahim'i anlat...

Bıçak altına korkusuzca yatan İsmail'i anlat...

Balığın karnındaki Yunus'u, Gemisine binen Nuh'u anlat...

Musibete sabreden Eyüp’ü anlat...

Dünyalar güzeli Yusuf'u anlat...

İffetin timsali Meryem'i ve onun temiz oğlu İsa'yı anlat...

O'nu... Âlemlere rahmet olarak gönderileni... Hz Peygamberi anlat bana...

O'na eş olmakla şereflenen Hatice'yi anlat...

Mağaradaki ikinin ikincisi Ebu Bekir'i anlat...

Mağaradaki güvercin ve örümceği anlat...

Şecaat timsali Ömer'i, hayâ timsali Osman'ı, ilmin kapısı Ali'yi anlat...

Hepsi ayrı birer yıldız sahabeleri anlat bana...

Görmeden sevmenin ekolü olan Veysel Karani'yi anlat…

Göç eden Muhaciri ve onları karşılayan Ensarı anlat...

Anlat bana ey dost....

Sen hiç susmamacasına anlat...

Ben hiç konuşmamacasına dinleyeyim...

Leyla'dan Mevla'yı bulan Mecnun'u...

Mecnun'u Mevla'ya ulaştıran Leyla'yı anlat...

Sabretmeyi anlat... Şükretmeyi anlat... Zikretmeyi anlat..
.
ALLAH için sevmeyi ALLAH için sevilmeyi anlat bana…

Ve ey dost O'(c.c)nu anlat bana.... O'nu anlat....

Ey susması tefekkür konuşması hikmet dost...


Anlat bana ey dost.... ANLAT

Sen hiç susmamacasına anlat...

Ben hiç konuşmamacasına dinleyeyim...

......::::::ELHAMDÜLİLAH:::::.....

 

......::::::ELHAMDÜLİLAH:::::.....

Muhammed (s.a.v)şöyle demiş:
1. Bir kul bir defa "Elhamdü lillah" dediği zaman yer ile gök arası sevab ile doldurmuş olur.
2. İkinci defa "Elhamdü lillah" dediği zaman, yerin yedi kat göklerin üstüne kadar olan bu arayı sevab ile doldurmuş olur.
3. Üçüncü defa "Elhamdü lillah" dediği zaman, Allah-ü Teâlâ, bu kuluna "Ey kulum, işte al" buyurur. Yani Yüce rabbimiz "Ey kulum, dilediğini dile, dileğin verilecektir, muradını iste, muradın yerine getirilecektir. Dilek ve muradın gerçekleşecektir. Sen hemen iste..." buyurmuş demek olur. (İmam-ı gazâli)

SEVGİLİ PEYGAMBERİM

 
SEVGİLİ PEYGAMBERİM
 
Asr-ı saadet'ten değilim! Kokladığın gül,
soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın
kuzu, bindiğin deve, avuçladıgın kum dahi değilim!
 
Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!
Lakin ben, senin "Kardeşlerim!" dediğindenim!
sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!
Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani'nin
tırnağının ucu misali bile değilim, desem
 
Ey insanoğlunun ufku-en güzel insan
Allah'ın sevgilisi, kainatın gözbebeği!
Ey Rahmeten lil-alemin!
Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim,
desem şefaat eder misin?
 
Sevgili Peygamberim!
Rabbim sana ve senin al ve ashabına Ağaçların
yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların
damlaları sayısınca
salat, selam ve bereketler ihsan eylesin.
(amin)

BİSMİLLAH


 

 

 

Bismillahla başlayana eder merhamet

Bismillahsız yaşamda yoktur teminat

İhlasla bismillah demek asil maharet
Her hayrın başıdır cevher BİSMİLLAH

Bismillah diyenin kalbinde varolan Haktır

Kalb ile bismillah diyenin sevdası tektir

Vukuf-i kalb ile Mevlam ah eylesin takdir
Kurtuluşun iksiridir deyin BİSMİLLAH

Nazar Ber Kadem eyle kendin beğenme
Rabbime gideceğim de aman eğlenme
Halvet Der Encuman başkaya bağlanma
Sefer Der Vatan gider inan BİSMİLLAH

Vukuf-i Zaman için söyle Ömer heran bismillah
İnan kurtuluştur vadeder mevla Hz.Allah
Nefs-i Merdiyye ye gider birgün inşallah
Nefs-i Kamileye giden yoldur BİSMİLLAH

Ya Rab!

 

Yüreğim neden böyle kırılgan oldu Ya Rab!

Ben ki, senin iznin kaabilinde tüm tasalara göğüs gererdim.
Peygamber hatırası bir tebessümle karşılık verirdim
Elini kaldırıp üstüme yürüyene bile…
sabrederdim.

……….Ve sen Ya Rab!
Yine senin lütfun ile sahip olduğum bu ahlaka şükretmem için hep izin verdin.
Korumam için hep yardım ettin.
Gün olmadı ki, bu davranışlarımın karşılığında
Katından bir ödül bulmayayım…
Gün olmadı ki, dilimden düşmediğin anlarda
Tebessüme dönüşmesin bahşettiklerin…

Ne zaman ki senin sohbetinden sıyrıldı yüreğim,
İşte o günden beri biçareyim!
Ne zaman ki kalbimdeki yerini başka heveslere pazarladım,
İşte o andan beri avareyim!
Senden uzaklık ateşmiş Ya Rab!
Yanıyorum, merhamet et!

Gül kokulu bahçeler düşlemedim.
İçinde türlü nimetlerin olduğu cennetler hayal etmedim.
Sana sığındığımda tek duam vardı dilimde…
“Rabbim sana layık olmam için bana yardım et.”
Seni her zerremde hissetmeyi diledim hep…

Dert ortağım sendin.
Dostum sendin.
Kendi kendimle konuşmalarımda ve hesaplaşmalarımda
Tasdik edicim sendin.
Sorularıma yanıtlar bulurken baktığım her yerde,
Kaynağının sen olduğunu bildiren sendin.
Lakin senden uzaklara düşürdüm yüreğimi…

Şimdi ümitlerimi ellerimle baltalıyor,
Nefret rütbeleri giydiriyorum benliğime.
Ne zaman ki, dalganın kıyıdan çekilişi gibi
Çekildi yüreğim nihai hedefinden,
Bil ki canlı olan ne varsa yok oldu bedenimden…
Tüm kiri görünür oldu gözüme benliğimin.
Senden uzaklık perişanlıkmış Ya Rab!
Ölüyorum, merhamet et!

Şimdi Yunus’ça yalvarıyorum.
O Taptuk ki, senin kulundu,
Varamadı aşık Yunus dergahına eğri odun ile…
Bense tüm dalları eğri bir ağacım.
Affet beni Ya Rab!
Yine yüreğime kurdum tahtını..
Sana döndür yüzümü, beyaza boya bahtımı...

Döndür Ya RAB
Döndür Bizi
Yönümüzü sana döndür
Resulallah(Sallallahu Aleyhi vessellem) aşkı için
Yönümüzü Sana döndür
aşk ile döndür ya RAB
cemalin ile döndür ya RAB

 

 

Resulullah Sallalluh Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

 
Resulullah Sallalluh Aleyhi Vessellem buyurdular ki:

"Ağlayın, eğer ağlayamıyorsanız ağlamış gibi hüzünlenin. Kıyamet günündeki azabı bilse idiniz, ayakta duramıyacak hale gelinceye kadar namaz kılar, sesiniz kısılıncaya kadar ağlardınız."
(Hakim)
Müslüman gözü yaşlıdır. Mahzun gönüllüdür. Hata, kusur ve günahlarını düşünüp hep üzüntü çeker.
Vur patlasın, çal oynasın tazında eğlence ve kahkahalar içinde geçen bir hayat anlayışı, müslümana yaklaşmaz. İnsanı ahiret azabından da kurtarmaz.

ALLAH RESULÜ


ALLAH RESULÜ EBUBEKİR (SIDDIK-I EKBER )İLE BERABER MEKKELİ MÜŞRİKLERDEN KAÇARKEN SEVİR MAĞARASINA SIĞINMIŞLAR.

ALLAH RESULÜNÜN UYKUSU GELMİŞ VE SIDDIK-I EKBERİN KUCAĞINA YATMIŞ BU ARADA EBABEKİR ALLAH RESULÜNE BİR ZARAR GELMESİN DİYE MAĞARA DA Kİ BÜTÜN DELİKLERİ BEZ PARÇALARIYLA KAPAMIŞ AMA BEZ YETMEMİŞ BÜTÜN DELİKLERİ KAPAMAYA.



BUNUN ÜZERİNE EBUBEKİR ELLERİ VE AYAKLARIYLA KAPAMIŞ DELİKLERİ BU SIRADA ALLAH RESULÜ UYURKEN BİR YILAN EBUBEKİR İN AYAĞINI SOKMUŞ.

SIDDI-I EKBER ALLAH RESULÜ UYANMASIN DİYE ACIYA DAYANMAYA ÇALIŞMIŞ AMA GİTTİKÇE ACI BÜTÜN BEDENİNE YAYILMIŞ SIDDIK-I EKBER KENDİNİ İYİCE KASMIŞ VE GÖZÜNDEN BİR DAMLA YAŞ O GÜZEL VE NUR YÜZLÜ MUHAMMED İN YÜZÜNE DAMLAMIŞ ALLAH RESULÜ UYANMIŞ BAKMIŞ SIDDIK-I EKBER ACI ÇEKİYOR.

-NE OLDU EBUBEKİR

-YOK BİŞEY YA RESULALLAH

-TEKRAR NE OLDU YA EBUBEKİR DEMİŞ.

SIDDIK-I EKBER BAYILMIŞ BU SIRADA BAKMIŞ Kİ AYAĞINDAN KAN AKIYOR HEMEN AYAĞINA O ŞİFALI TÜKÜRÜĞÜNÜ SÜRMÜŞ BU SIRADA ONÜNDE KOCAMAN BİR YILAN BELİRMİŞ.ALLAH RESULÜ YILANA DEMİŞ Kİ: SEN NE HAYA İLE EBABEKİRİN AYAĞINI ISIRDIN DEMİŞ.

BUNUN ÜZERİNE YILAN DİLE GELMİŞ: EY ALLAHIN RASULÜ BEN 600 SENEDİR BU MAĞARA DA SENİ BEKLİYORUM DEMİŞ.

ALLAH RESULÜ DEMİŞ Kİ: BENİM BURAYA GELECEĞİMİ NERDEN BİLİYORDUN DEMİŞ.

YILAN DA, SENİN BURAYA GELECEĞİNİ BANA HZ. İSA SÖYLEDİ YA RESULÜLLAH BEN SENİN İSMİNİ İLK DUYAR DUYMAZ İSMİNE AŞIK OLDUM HZ İSA BURAYA 600 SENE SONRA AHMED ADINDA BİR PEYGAMBER GELECEK DEDİ VE BEN 600 SENE BOYUNCA SENİN GELMENİ BEKLEDİM.

SENİ GÖRMEME EBUBEKİR İN AYAKLARI ENGEL OLDU BENDE BU NEDENLE EBUBEKİR-İ AYAĞINDAN ISIRDIM

-EY ADI GÜZEL KENDİ GÜZEL MUHAMMED ÖBÜR DÜNYA DA BENİM İÇİNDE ŞEFAAHAT EDERMİSİN DEDİ.

bismillahirrahmanirrahim

 

AĞLAMAK....

 

 

AĞLAMAK....göz pınarlarının dolup boşalması ve insanların duygularını ifade etme yeteneği....
AĞLAMAK....bir nevi özlem duymak geçmişe güzelliğe ve de geçmişle hasret gidermek
AĞLAMAK....içe atılan bastırılmış duyguların dışta inceleyen sessiz çığlıkları
AĞLAMAK....kalpleri temizleyen o ışıl ışıl ırmağın gözlerindeki yansıması
AĞLAMAK....duygularımızı ifade edemediğimiz ,onları ifade etmenin en geçerli yöntemi belki de
AĞLAMAK....muhabbetlerin özlemlerin gerçeklerin ve güzelliklerin reçetesi...
AĞLAMAK....gözlerin dolup dolup boşalması ve hiç kimsenin yaşamadığını hissettiğimiz anlar
AĞLAMAK....hayatın en hakiki gerçeği

 

"yaradan rahmetini kahrından üstün saydı ;ne olurdu halimiz göz yaşı olmasaydı"
açılırken avuçların sesizliğe ellerinin içindeyim
ağlamak geliyorsa ağla göz yaşının içindeyim

Ey Allah’ım…

 

Ey Allah’ım…
Sana bu mektubu kalbi yaşlı pişman bir gönül ile yazıyorum…
Senin bana ettiğin o yüce fedakarlıklara ben hep isyan ile haram ile günah ile karşılık verdim…
Senden gafil olmadım amma senide tam bilemedim. 

Allah’ım…
Sözünü duysam da hayatıma geçiremedim..
Senin sözün üstüne söylenenleri kendime kılavuz belledim..
Bilemedimki senin sözünden öte söz yok muş alemde…

Ey yetimlerin yareni..
Ben senin yalnızca bir varlık olduğunu ve senin yalnızca yöneten sıfatını bilmişim bu küçük beynimle..
Oysa sen herkesin anası, babası yareni olurmuşsun..
Kimsesizler senin yanında huzur bulur,
Minicik yetim yavrular sana Dua larla buluşurmuş anasıyla babasıyla…

Ey gözümdeki yalan görüntülerin tek gerçeği…
Ben seni düşünememişim..
Nimetlerine şükürsüz kalmış..
Kaybolmuşum…
Bu kadar güzellik içinde ben hep en kötüye el uzatmış senin rızanı hep göz ardı etmişim…

Ey gecelerin Nur’u!
Seni bu boş aklımdan da çıkarmışım bazı zamanlar…
Faydasız ne kadar iş var ise gözüme hep güzel görünmüş
Oysa, oysa senin o güzel Nur’un sabredenlerle berabermiş..
Bilememişim..
Anlayamamışım..

Ey Sözlerin en güzelini, en anlamlısını söyleyen Güzel Allah’ım…
Senin o en sevgiliyle bize ulaştırdığın güzel sözlerini iki harf olarak görmüş bu kör gözler..
Oysa senin o kelamın..
Senin o güzel harflerin…
Harfden öte alemdeki en güzel ruhani çizgilerin..
Bakıldığında insana kor ateşler düşürürmüş..
Bilememişim…

Ey yaptıklarımı bilen, unutmayan ve tekrar bana izlettirecek olan Allah’ım
Bu güne kadar senden bi haber dolaşan bu kulunu affet…
Ben Senin kulun olma şerefini bilemedim..
Amma.. Amma senin o müjdenle şimdi yeniden hayat buldum!
Sen dersin ki bu bi çare kullarına;

Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir." ( Tevbe 102 )

Bilen Sensin amma ben yine de o hesap günü gelmeden tüm günahlarımı itiraf ediyor ve senden bağışlanma bekliyorum…

Rabb’bim…
Günahlarımın o çirkin yüzünden senin o Nur güzelliğine sığınırım…
O hesap gününde beni utanacağım günahlarımla hesaba çekme…

Tevbe ettim Allah’ım…
Ve bu mektubu Dua lar la sana gönderiyorum…

Kabul eyle…

 

 

         

        yorumlarınız için tşk ederim

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
deniz denizwrote:
Ya Rabbi!
Eğer imanıma bir şüphe girmiş ben de ondan tövbe etmemişsem ihlasla derim ki : Allah'tan başka yaratıcı yok, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden Müslümanlığıma küfür karıştırmışsam, derim ki: Allah birdir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer Allah'ı birlememe şirk girmişse, ben de bunun farkında değilsem ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer bilmeden seni tanımamda yanlışım varsa derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür
.Ya Rabbi!
Eğer bilmeden amelime riya ve kendimi beğenme duyguları karışmışsa derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
Eğer farkında olmadan kalbime küçük ve büyük günahların fitnesi girmişse derim ki: Allah bir, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.
Ya Rabbi!
İmanımı gönülden tazeleyerek, ihlasla derim ki: Allah'tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'ın Resulüdür.Ey diri olan!Ey ebedi var olan!Ey izzet ve ikram sahibi olan!Ey gücün, şerefin ve büyüklüğün sahibi olan Allah'ım!Halimi düzelt, işlerimi güzelleştir, beni bela ve fakirliğin acılarından koru, düşmanların şerrinden, şeytanın aldatmasından, nefsin arzularından, saptıranların saptırmasından beni koru ey Rabbim!
Ya Rabbi!
Beni çok ibadet eden salihlerden ve şükreden zenginlerden eyle… dini ve dünyevi bütün işlerimi düzene koy. Hayırlı nimetlerimi sonuna erdir.
Ya Rabbi!
Ömrümün son zamanlarında, ölüm anında kalbimi ve dilimi imanla doldur. Bana son anda; şehadet ederim ki, Allah birdir ve yine şehadet ederim ki, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O'nun elçisidir demeyi nasip et.
Kaynak:Nihat Hatipoglu

REGAIP KANDILINIZ MÜBAREK OLSUN....
June 25

Bonne soirée ton ami cherokee                     
June 23
deniz denizwrote:
June 18
deniz denizwrote:

Hayattaki sikintilara iman gozluguyle bakmak!..

Nisa Sûresi'nde "Kim bir kotuluk yapar, gunah islerse cezasini mutlaka gorecektir." buyuruluyor.Bu mealdeki ayetlerin gelisinden sonra bazi hassas insanlar Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e gelerek endiselerini aciklayip derler ki :

-  Ya Rasulallah, ne olacak bizim halimiz? Ayetlerde "Kim bir kotuluk yapar, gunah islerse cezasini gorecektir." buyuruluyor. Bizler ise gunahtan hali olamiyoruz. Bazen nefsimize uyarak, bazen de gaflete dalarak gunaha maruz kaliyor, yanlisa dusebiliyoruz. Bunlarin hepsinin de ahirette cezasini goreceksek nasil dayanacagiz ahirette biriken bunca cezalara?

Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) mujde mahiyetindeki rahatlatici cevabi soyle olur :

-  Siz hayat boyunca hic hastalanmiyor musunuz? Sikinti ve uzuntulere maruz kalmiyor musunuz?

-  Hastalandigimiz da oluyor, sikinti ve uzuntulere maruz kaldigimiz da oluyor.

-  Iste o sikinti ve uzuntuler, islediginiz bazi gunah ve hatalarin cezasini teskil eder. Dunyada cekilen si-kinti ve maruz kalinan zorluklar gunahlarin kefareti yerine gecer. Sayet sabreder de sikâyetci olmazsaniz.

Bu cevaptan sonra o insanlar sikinti ve uzuntuye maruz kaldiklarinda asiri uzulmemisler, insaallah gunahlarimizin kefareti yerine gecer, affimiza sebep olur diyerek zorluklar icinde de bir mutluluk duygusuna sahip olmuslar, dayanma gucu kazanmislardir.

Demek ki kotulukleri, gunahlari cezasiz birakmayan Allah (celle celaluhu), hastaliklari, cesitli sikinti ve musibetleri bu gunahlarin cezasi yerine kabul etmektedir. Boylece sikinti ve zorluklara maruz kalan insanlar bir bakima gunah ve kusurlarinin cezasini burada cekmekte, ahirete tehirinden de kurtulmus olmaktalar. Bundan dolayi, maneviyatta ilerlemis, sikintilara iman gozluguyle bakmaya baslamis insan, basina gelen zorluk ve sikintilardan sonra 'insallah gunahlarimin affina sebep oluyor' diyerek sikâyet  etme duygusuna girmez, hep sabir icinde sukretme huzuru yasar.

Anlasilan odur ki, imanli insanlarin dunyada hastalik, yokluk, kaza... gibi cok cesitli zorluklara maruz kalmasi yine de o insanlarin hakkinda hayirdir, sonucu itibariyla lehinedir. Cunku isledigi bazi gunahlarin, hatalarin cezasini boylece dunyada cekmezse ahirete tehir edilecektir. Ahiretin cezasi ise dunyadaki ile kiyas kabul etmeyecek kadar agir olacaktir. Ayrica burada basa gelen pesin sikintilar insanin gunah ve kotulukte daha da ileriye gitmesine de engel olur, ikaz olup aklini basina almasina da sebep teskil eder...

Zaten inanmis insanlara gunahlarinin cezasi cogunlukla dunyada gelir, ahirete tehir edilmez. Bu, Allah'in onlari yine sevdiginin ve korudugunun da isareti olur. Eger bir kula bunca gunah ve isyanlarina ragmen bir sikinti ve zorluk gelmiyor, bir ikaza maruz kalmiyor da, simariklik ve gunahkârligini devam ettiriyorsa, onu ahirette, dunyada cezasini hic odemedigi gunah yigini bekliyor demektir. Asla hayrina degildir burada cezasiz kalmasi, isyan ve tugyanina da devam etmesi. Bu sebeple imanli insanlar burada baslarina gelen sikintilardan, musibetlerden dolayi hep sabretmis, ahirete tehir edilmeyip de dunyada verilen bir uyari olarak yorumlayip bir nevi sikinti icinde teselli bularak teslimiyetlerini surdurmus, bu anlayislariyla da yine kazanmislardir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem), imanli insanin bu kazanma anlayisini su ozel ve guzel hadisiyle aciklamistir :

-  Imanli insanin anlayisina hayret edilir. Cunku uzulecek bir sikintiya maruz kalsa sabreder kazanir; sevinecek bir nimete nail olsa sukreder yine kazanir. Boylece imanli insan, hayatindaki her olayi hakkinda hayra cevirir. Ya sabreder kazanir, ya sukreder kazanir. Her iki halde de hep kazanir, hic kaybetmez..

Iste bundan dolayi hayata iman gozluguyle bakanlarin hali hep ayni olur :

-  Ya sabreder kazanir, ya da sukreder kazanir.

-  Yeter ki bu gercegin farkinda olsun, hayata iman gozluguyle bakmasini bilsin.

June 13
deniz denizwrote:
 
ne yaprağınIZ kurusun ne gülünÜZ solsun
her tuttuğunuz altın olsun
avuçlarınız semada dudaklarınız duada olsun
 her an ve her günki dualarınız kabul olsun
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN!!!
June 11
deniz denizwrote:


"Muhammed Ezherî" ki, Allah dostu bir velî.

Sohbeti, dinliyene olurdu fâideli.



Bir gün, sevdikleriyle sohbet ederken bu zât,

�Kibir�den bahsederek, şöyle etti nasîhat:



(Bilin ki, öfke gadap, "Kibir"den hâsıl olur.

Öfkelenen insanda, örtülür akıl, şuur.



İnsan kızdığı zaman, şeytân da fırsat bilip,

Gidip onun boynuna, geçirir derhâl bir ip.



İstediği tarafa sürükler o kimseyi.

Çünkü o, ayıramaz iyi kötü bir şeyi.



O, şeytânın elinde, olmuştur bir oyuncak.

İnsan, "Kızmamak" ile kurtulur bundan ancak.



"Pehlivân" denirse de, yenenlere hasmını,

Lâkin asıl pehlivân, yenendir gazabını.



Biri, Resûlullah'tan nasîhat isteyince,

(Kızma ve sinirlenme!) buyurdular hemence.



O zât, bunu Resûl'den, üç defâ etti talep.

Yine aynı cevâbı buyurdular ona hep.



�Îsâ Peygamber� dahî, havârîleri ile,

Giderken, karşılaştı yolda �Kötü biri�yle.



Resûl'e hakâretler eyledi o bî-edeb.

O ise, iyilikle cevap verdi ona hep.



Dediler: (O hakâret etti mütemâdiyen.

Siz, yumuşak cevaplar verdiniz, acep neden?)



Îsâ Nebî, o zaman buyurdu: (Ey insanlar!

Bir kapta ne var ise, dışarıya o sızar.)



Bir gün de buyurdu ki Îsâ aleyhisselâm:

(Gadap ve öfkelenmek, �Ateş�e misâldir tam.



Nasıl söndürürlerse ateşi, �Su� atarak,

Söndürün hırsınızı, siz de abdest alarak.)



Sahâbeden biri de, Allah'ın Resûlünden,

Nasîhat isteyince, buyurdu: (Kızma hemen!)



Şu "Üç haslet" var ise, bir müslümânda şâyet,

Hak teâlâ o kula, acır, eder merhamet.



Biri "Nîmete şükür", diğeri "Affetmek" tir.

Üçüncüsü, kızınca, "Öfkesini yenmek"tir.



Bir kimse kızdığında, davranırsa yumuşak,

Kalbini, "Îmân" ile doldurur cenâb-ı Hak.



Biri kızdığı zaman, gizlerse gadabını,

Allah da, gizler onun kusûr, kabâhatını.)



Bir gün �hazreti Ömer�, Resûl'ün huzûruna,

Varıp, arz eyledi ki: (Bir amel söyle bana.



Hem bana kolay olsun o ameli işlemek,

Hem de iki cihânda, fâideli olsun pek.)



Buyurdu ki: (Yâ Ömer, suçluları bağışla.

Kimsenin ayıbını, kimseye deme aslâ.



Koru müslümânların şeref, îtibârını.

Örtücü ol herkesin kusûrunu, aybını.



Eğer böyle yaparsan, kıyâmette muhakkak,

Senin kusûrunu da, affeder cenâb-ı Hak.)
June 10
deniz denizwrote:

Aşk ve Secde




Bir gül ekin,
Ama bu sefer kalbinize ekin bu gülü.

Bir sevda tutun,
Ama bu sefer kalbinizde tutun sevdanızı.
Bir hayal kurun,


Mutluluk vadisinde, gül bahçesinde, sevgi şehrinde, insanlara huzur saçan, mutluluk yayan, insanların kalbinden hüznü alıp yerine sevdayı, sevgiyi, aşkı, ALLAH (cc) aşkını yerleştiren bir yerin hayalini kurun…

Bunlar hayal ama mutluluk uzakta değil ki…
Aşk, sevda uzakta değil ki…
Kapatın kalbinizi madde âlemine, açın gönlünüzü mana âlemine, çıkın seyahate…

Ama bu seyahat madden uzak, gül bahçesinde, sevda mahallesi, aşk sokağı,
Namazgâh hanı, seccade döşeğinde gözyaşlarıyla ıslanan seccadenizin üstünde…

Ötelere adım atın, Çırpın kanatlarınızı, uçun göklere, varın semalara, tanışın peygamberlerle, uzanın göklere yaklaşın cennete, girin Sidretül müntehaya, hani me’va cennetinin yanında, için orda gözyaşlarıyla doldurduğunuz mana sütünü, işte bakın sevgiliniz tam karşınızda, sizlerin selamını bekliyor mukabele etmek için. Şahitler de hazır sizlere tanıklık etmek için.

Daha ne beklersiniz işte geldiniz kab-ı kavseyne hadi, şimdi işte alın seccadenizi, açın kalbinizi, dökün gözyaşlarınızı, varın sevgilinizin yanına, sevgilinize yalvarın, yakarın affınızı ve affımızı isteyin. Sevgililer naziktirler bir şey istendiği zaman geri çevirmezler. Hadi sunun dualarınızı, göz pınarlarınızdan ayrılan mana sütünün, mana âleminde ki yükselişinizin yanında…

Daha ne beklersiniz işte sevgili bizleri bekliyor…

Evet, şimdi işte yalvarıyorum ve yalvaracağım
Ey benim sevgilim, Rabbim yalnız sana yalvarır ve yalnız senden dilenirim
Rabbim bizlere senin sevgini, senin aşkını tatmak ve bu tatla son nefesimize kadar yaşamak ve senin aşkınla senin huzuruna varmak nasip eyle.


Amin…

June 8
deniz denizwrote:

Senin Zaaf Hanende Ne Yazıyor?



Senin zaaf hanende ne yazıyor?
Bazı insanların zaaf hanelerinde
"Allah" yazar; En zayıf noktaları Allah'tır..
Bunu bilenler onları Allah ile aldatırlar ne yazık..
Aldanan ne saftır, bazen bile isteye aldanır..
Aldatan da ne üç kağıtçıdır, Allah'ı menfaatine perde yapar.

Aldanan kim?

Kim kazandı kim kaybetti bu oyunda, oyunsa bu?
Perde kapanır yarın, ettiklerimiz bir bir atılır önümüze..

Ahh!
Senin zaaf hanende ne yazıyor?
June 7
deniz denizwrote:
Namazsiz Ezan Ve Ezansiz Namaz......
Bir dede ile torununun konusmalarina kulak

veriyoruz:
Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakalli, nur yüzlü dedesine merakla
soruyor:
"Dedecigim! Bir insanin ömrü ne kadar olur?" Dede tatli bir gülücükle:


"Ezanla namaz arasi kadar yavrucugum." deyince torun:
"Nasil yani, ömür bu kadar kisa mi?" der. Dede:
"Evet yavrum. ömür, namazsiz ezanla, ezansiz namaz arasi kadardir."
diye


cevap verir. Torun yeniden sorar:
"Namazsiz ezan ve ezansiz namaz sözlerinden ne kastettigini


anlamadim dedecigim. Bu ne demek açiklar misin?"
Dede sefkatle ellerinden tuttugu torununa:
"Bak yavrum, geçenlerde komsumuzun çocugu dogdu. O
çocugun kulagina ezan okundu degil mi? iste o ezanin namazi kilindi
mi?Kilinmadi. O ezan "Namazsiz ezan"di. insan öldügü zaman kilinan
cenaze


namazinin da ezani yoktur. O da "Ezansiz namaz"dir. Aslinda o namazin


ezani insan dogunca okunmustu kulagina.
"Bak ey insan! Dogdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, hayatini iyi
degerlendir. Bosa vakit harcama!" ikazini yapiyordu o ezan. Iste
yavrum


öMüR, EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakin bosa geçirme. ömrünü dolu
dolu
yasa, bir nefes bile bosluk birakma ...
June 6
deniz denizwrote:

Cuma Günü ve Cuma Namazının Fazileti

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdular:
"Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkarıldı."Müslim, Cum`a 17, 18,
"Cuma gününde bir zaman vardır ki, şayet bir müslüman namaz kılarken o vakte rastlar da Allah'tan bir şey isterse, Allah ona dileğini mutlaka verir.
Resûl-i Ekrem o zamanın pek kısa olduğunu eliyle gösterdi."Buhârî, Cum`a 37, Talâk 24
"Günlerinizin en faziletlisi cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokca salâtü selâm getiriniz; zira sizin salâtü selâmlarınız bana sunulur. "Ebû Dâvûd, Salât 201
"Her kim cuma günü abdest alırsa ne iyi eder; hele gusül alırsa, o daha iyidir." Ebû Dâvûd, Tahâret 128 (mukarrebin.blogcu.com)
"Bir kimse güzelce abdest alarak cuma namazına gelir, hutbeyi ses çıkarmadan dinlerse, iki cuma arasındaki ve fazla olarak üç günlük daha günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl taşlarıyla oynarsa, boş ve mânasız bir iş yapmış olur. "Müslim, Cum`a 27,Ebû Dâvûd, Salât 203
"Cuma Namazları Büyük günahlardan kaçınıldığı sürece, beş vakit namaz ile iki cuma ve iki ramazan, aralarında geçen günahlara keffaret olur. "Müslim, Tahâret 16
"Bazı kimseler cuma namazlarını terketmekten ya vazgeçerler veya Allah Teâlâ onların kalplerini mühürler de gafillerden olurlar. "Müslim, Cum`a 40
Birgün Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ bana:
- Cuma günü duaların kabul edildiği zaman hakkında babanın Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bir hadis rivayet ettiğini duydun mu? diye sordu. Ben de:
- Evet, duydum. Babam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi:
"O vakit, imamın minbere oturduğu andan namazın kılındığı zamana kadar olan süre içindedir."Buhârî, Cum`a 37

                                                        

Selat ve Selam Ona (s.a.v) Al ve Ashabının ve Ehli Beytinin Üzerine Olsun...

Cumanız Mübarek olsun

June 5
deniz denizwrote:

Allah'tan Başka Kimsenin Bilemeyeceği 5 Madde

 

Allahtan başka kimsenin bilmediği''Muğayyabat-ı hamse'' diye ifade edilen 5 bilinmeyen şunlardır:

a)Kıyametin ne zaman kopacağını Allahu Teala dan başka kimse bilemez.

b)Yağmurun ne zaman ,nereye ve ne kadar yağacağını Allahu Teala dan başka kimse bilemez.

c)Ana rahmine düşen ceninin cinsiyetinin,renginin,iyi veya kötü,mümin veya kafir olması hususu ve de doğumundan ölümüne kadar neler yapacağını Allahu Teala dan başka kimse bilemez.

d)Hiç kimse günlük kazancının tam olarak ne olacağını ve ertesi gün ne gibi bir olayla karşılaşacağını bilemez.

e)Hiç bir kimse nerede ve nasıl öleceğini bilemez.

 

MUĞAYYEBÂT-I HAMSE(BEŞ BİLİNMEYEN ŞEY)

 

Beş bilinmeyen gayba ait şey anlamında Kur'anî bir tabir. Bunlar, Lokman sûresinin otuzdördüncü âyetinde geçen ve ilmini Allah'ın kendi zatında sakladığı gayb anahtarlarıdır. Hz. Peygamber (s.a.s), Ibn Ömer'den rivâyet edilen bir hadiste:

"Gaybın anahtarları beştir" buyurarak Lokman sûresinin, "Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz ki Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır. Rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir ve herşeyden haberdardır" mealindeki otuz dördüncü âyetini okumuştur (M.Ali Nâsıf, et-Tâc, Buharî'den naklen, IV, 282).

Bu beş şeyi Allah'tan başkası bilmez, Ancak Allah bunlardan birine veya bir kaçına ait bilgiyi dilediğine verebilir. Bu verilen bilgi de, yine Allah'ın bilgisi yanında sınırlıdır.

Bu beş şeyi Allah'tan başkası hem küllî, hem cüzî olarak, kapsamlı, geniş ve ayrıntılı olarak bilmez (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, VI, 3853).

"Tefsircilerden bazıları, Allah Teâlâ bu âyet ile beş şeyi bilmeyi başkasından nefyetti, diyorlar. Gerçi öyle ama kastedilen o değildir. Çünkü Allah Teâlâ mesela Tufan zamanında bir kum yığınındaki bir zerreyi ve rüzgârın onu doğudan batıya kaç kere götürüp getirdığını ve nerede bulunduğunu bilir. Bunu başkası bilmez (yâni yaradılanlar tarafından bilinmeyen daha pek çok şey vardır). Şu halde burada önemli olan, meselâ, "Kıyamet günü ne zamandır?" diye sorulduğunda verilecek cevap şudur: "Onu, Allah'tan başkası bilmez. Ancak o gün muhakkak olacaktır" (Fahrüddin er-Razî, Mefatihü'l-Gayb, 1289, VI, 749).

Allah bildirmediği takdirde bu bilinmeyenleri ne bir rasûl, ne bir nebî, ne de mukarrab melekler bilemezler.

"Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. Onları O'ndan başkası bilmez" (el-En'ân, 6/59).

"Allah sizi gayba vakıf kılacak değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer (onu gayba muttalî kılar)" (Alu Imrân, 3/179).

"O, gaybı bilendir. Kendi görünmez bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçilere gösterir" (el-Cin, 72/26).

Cibril hadisinde Hz. Peygamber (s.a.s)'e:

"Ey Allah'ın Rasûlü kıyamet ne zamandır?" diye sorulan soruya:

"Bu konuda sorulan kişi sorandan daha bilgili değildir. Fakat sana onun şartlarından (alametlerinden) haber vereceğim: Cariye, efendisini doğurduğu zaman bu onun alametlerindendir. Yalınayak baldırı çıplakların insanlara reis oldukları zaman da bu onun alametlerindendir. Beş şey vardır ki, onları ancak Allah bilir. Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz ki Allahın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez" cevabını vermiştir (Buharî, Iman, 18).

Imam Maverdî ve Kuşeyrî'nin bildirdiğine göre yukarıda geçen âyetin inişi hakkında da şu hadis rivâyet edilir:

Varis b. Amr adında bir adam Hz. Peygamber'e gelerek: "Karım gebedir ne doğuracağını bana haber ver. Ülkemizde kuraklık var yağmurun ne zaman yağacağını bana haber ver. Ne zaman doğduğumu biliyorum, ne zaman öleceğimi bana haber ver. Bu gün ne yaptığımı biliyorum, yarın ne yapacağımı bana haber ver. Kıyametin ne zaman kopacağını da bana bildir" Bunun üzerine yukarıdaki âyet inmiştir (Kurtubî, el-Camî li Ahkâmil-Kur'ân, XIV, 83).

Allah Teâlâ kıyamet gününü bir gayb olarak bırakmış ve kendisinden başka kimseye onun zamanını bildirmemiştir. "Kıyametin bilgisi Allah'a havele edilir" (el-Fussilet, 41/47).

"Sana, gelip çatması ne zaman, diye kıyamet saatini soruyorlar. Onun saatini söylemek nerede, sen nerede? Onun gerçek bilgisi Rabbine aittir" (en-Nâziât, 79/41,44).

Kıyametin ne zaman kopacağını bildirmemesinin hikmetine gelince, bu suretle insanlar daimî bir uyanıklık ve bekleyiş hali içinde bulunmayacaklar, hazırlıklı olarak bekleyeceklerdir. Bu ruh haline sahip olmayanlar ise, gaflet halinde iken ansızın yakalanacaklar ve hazırlık yapmaya fırsat bulamayacaklardır.

Yağmurun ne zaman yağacağını da Cenab-ı Hak bilir ve onu dilediği zaman indirir. Insanlar, tecrübeler ve aletler vasıtasıyla onun yağacağı zamanı yaklaşık olarak bilebilirler, ama yağmur sebepleri yaratacak güce hiç bir zaman mâlik olamazlar. Âyet-i Kerîme Allah'ın yağmuru indirdiğini belirtmekte, kâinattaki sebepleri O'nun meydana getirerek tanzim ettiğini bildirmektedir. Bu durumda yağmurun Allah'a tahsisi kudret bakımındandır.

Rahimlerde bulunanın bilgisi de yalnızca Allah'a ait bilgilerdendir. Rahimlerde bulunanı, hele gebelik süresinin ortasına kadar kesin olarak sadece Allah bilir. Çünkü o sürede rahimlerin taşıdığı varlığın hacmi veya cismi bulunmaz. Taşınan varlığın erkek mi, dişi mi, beyaz derili mi, siyah derili mi, tam mı, noksan mı, olduğu bilinmez. Bu yüzden de Allah'tan başka kimse onu bilemez (Seyyid Kutub, Fi Zilali'l-Kur'ân, (Terç. O. Saraç, IH. Şengüle, B. Karlığa)XI, 493, 494; (Ibn Kesîr Hadislerle Kur'an-ı Kerîm Tefsiri, (Haz, B.Karlığa, B.Çetiner), XII, 6429).

Bulut, rüzgâr, barometre gibi bazı alet ve işaretlerden yağmura, ceninin bazı durumlarından ve hareketlerinden erkek veya dişi olduğuna karar vermek tarzında olan zannî istidlaller, bu konulardaki bilgilerin Allah'a ait oluşu gerçeğine aykırı değildir. Çünkü zan ilim değildir. Ilim, şüphesiz olandır (H. Yazır, Hak Dini Kur'ân Dili, VI, 3854).

Kimse yarın ne kazanacağını, bilmez. Iyilik mi, kötülük mü; fayda mı, zarar mı; zorluk mu, kolaylık mı; sağlık mı, hastalık mı geleceğini; itaat mi, isyan mı edeceğini bilmez. Buradaki kazanç sözü malı hususlardan çok genıştır. Insanın o gün elde edeceği şeylerin hepsini içine alır. Bunun için Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

"Hiç bir şey için, bunu yarın yapacağım, deme. Ancak, Allah dilerse yapacağım, de" (el-Kehf, 18/23).

Aynı şekilde, hiç bir nefis nerede öleceğini bilmez. Yani insan öleceği yerin denizde mi, karada mı, bir ovada veya dağda mı olacağını bilmez. Bir Hadis-i şerifte;

"Allah Teâla bir kulun canını bir yerde almayı murat ettiği zaman, onun için orada da bir ihtiyaç yaratır" buyurulur.

Işte bu da insan gözünûn ve kulağının erişemediği kapalılığın gerisinde kalan ve Allah'ın, bilgisini kendi zatı için ayırdığı hususlardandır.

Işte beş bilinmeyen-muğayebât-ı hamse- bunlardır. Bunlardan bir kısmının bilgisini Cenab-ı Hak, Peygamberler ve mukarrab melekler gibi varlıklardan dilediğine sınırlı olarak verebilir. Bazılarının bu şekilde bilmesi, bunların Allah'a mahsus bilgiler olmasına aykırı değildir. Çünkü Allah'a mahsus olan ilim gaybte iken her birinin hallerine, en ince noktasına kadar ilmi tam ve kâmildir: Meleklerin ve bazı özel şahısların muttali olabileceği ilim ise, az çok delilleri gerçekleşmiş, bir yönden noksan bir ilimdir (Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., s.3854; Kurtubî, el-Camî, XIV, 83, Ismail HakkıBursevî, Ruhü'l-Beyan, VII, 102, 105).



NOT:Bu 5 şeyi ALLAHU TEALA'dan başkası,hem GENEL,hem de PARÇA olarak bütün ÖZELLİK ve İNCELİKLERİYLE bilemez.

KAYNAK:LOKMAN SURESİ 34.AYET

June 4
deniz denizwrote:

Durun! Korkuyorum

 



Ne zaman sabahın buz gibi sessizliğinde bir salâ duysam, kendi adımın ilânını düşünüyorum.

Ölümü hatırlamam için tek sebep değil artık, yeni bir cenaze görmek…

Saçlarımın beyazlığı ürkütüyor beni… Buruşuk ellerimin yorgunluğu, titrek bedenimle bir olup bana zamanı hatırlatıyor. Zamanın tükendiğini…

“En sevdiklerim yaşlılardır, anlamazlar bir şeyden…” diyerek yanımda muhabbete dalıyor ve kırılan kalbimden habersiz, beni yine kendi hâlime bırakıyorlar…

Bilmiyorlar, yaşlılık bana çocukluğumu armağan ediyor… Yeniden doğduğum günü hatırlamaya çalışıyorum, yaşım neydi, hatta belki adım neydi?! Ağır adımlarla yürümek bana, emekleyen bebekliğimi yeniden yaşatıyor. Ellerimi, ağzımı başkaları yıkıyor… Ben izliyorum…

“Sus!” derlerse susuyor, kızarlarsa boynumu büküyorum… Bebekleri izliyorum; gözlerim doluyor, kendimi görüyorum onlarda… Herkes bedenimdeki acılara ağlarım sanıyor. Bense bitmiş olan geçmişim ve nasıllığını bilmediğim geleceğime ağlıyorum. Sonsuzluğu tesellim yapmak istiyorum, ama korkuyorum…

Yüzlerindeki kırışıklıkları, hayallerine yaklaştırmayan aynadaki yüzlere bakıyorum. Sonsuzluğun şahikalarını kendilerine hiç yakıştıramıyorlar… Kızıyorlar çıkarlarına dokunanlara ve yanlarında olmayanlar için savuruyorlar iddialı cümlelerini… Dedikodunun tadı damaklarında, kırıp geçiriyorlar kalpleri…

Ve “Durun!..” diyorum onlara, “Durun, ben korkuyorum!.. Çünkü sonsuzluğun ne demek olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum!” Ama yüreğimin içlerindeki bu sancılı cümleleri kimseye duyuramıyorum…

İhtiyar olmak zor gelmiyor bana... Hep yaşlı bir hayat geçirmişim gibi davranan, şimdiki çökmüşlüğümle beni damgalayan sevdiklerim de değil içimi acıtan… Sırtımda taşıdığım, geçmişi günah dolu yüklerim zorluyor beni… Bir Allah kelâmını hatırlamadan belki de haftalarım geçip gitmişti. Yaşadıklarıma olan isyan dolu cümlelerim sarıyor etrafımı şimdi…

Bütün bunlar olup biterken, gözlerimden yaşlar süzülürken, yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın hesabının bunlardan ibaret kalmayacağını fark ediyorum. Ben yavrularımın yüreklerindeki o kocaman boşluktan sorumluydum. Allah’ı anlatmadığım her sahne için başrol oyuncusuydum.

Yine ruhumla yüzleşmelerime döndü içim… Geç de olsa tevbeleri keşfetmiştim… Duâ etmek için ellerimi semâya doğru açtığımda, buruşuk ellerim kadar geç kaldığımı fark ettim.

Ama yine de O’nun merhametin yaratıcısı olduğunu yüreğime îlân ettim.

Ve son nefesim için geç kalmamayı, korkularımdan uzak, yalnızca O’ndan istedim…

June 3
deniz denizwrote:

Ömrünüzü "Ne Derler Hastalığı" İle Harcamayın

 

Etrafımızdaki bütün insanları bizden memnun etmek bu dünyadaki en zor işlerdendir. Bu imkansız olduğu gibi, gereksizdir de. İnsan fıtratını tanımalı ve insanlık tarihini iyi bilmedir. Bu dünyadaki insanların birçoğu, kendisini yoktan yaratan, sonsuz rahmetiyle yaşatan, rızıklandıran, göğü ve yeri hizmetine sunan Rabbi’nden bile razı değildir; O’nu tanımaz, inkar eder, Zatına ortak koşar, hakkında olmadık şeyler söyler. Bu insanların çoğu, kendilerini cennete götürmek için can atan peygamberlerle savaşmıştır. Hepimize rahmet olan Allah dostlarının da her devirde münkiri olmuştur.
Demek ki asıl olan halka göre davranmak değil, Hakk’a bakarak hak üzere yaşamaktır., hayatın bir gerçeğidir, fakat hayatımızın sahibi değildir. Pek çok kimse, halkı ölçü alır; “Halk ne der, insanlar hakkımda ne düşünür; ben onların karşısına nasıl çıkarım!” diye hayatını halka göre düzenlemeye, insanların beğenisine göre giyinip kuşanmaya, süslenmeye, eğlenmeye, davranmaya çalışır. Bu arada hiç
“Hak ne der; Rabbim’in huzuruna nasıl çıkarım, bu iş helal mi haram mı, sonu nereye varır?” diye düşünmez. Oysa bu anlayış bir aldanıştır, sonu üzücüdür, vebali büyüktür.

Hakkımızdaki kötü sözlere sabretmekle sevap alırız

İnsanlar hakkımızda doğru da söylerler yalan da... Doğru sözden istifade edilir, yalan ise söyleyene vebal olarak kalır, bize bir zararı olmaz. Hatta hakkımızdaki yanlış ve kötü sözlere sabretmekle sevap bile alırız. Bu aynı zamanda güzel ahlakın bir gereğidir. Velilerden Ebu Hafs’a “Güzel ahlak nedir?” diye sorulunca, şöyle demiştir:
“Güzel ahlak, Allah Teala’nın,“Rasulüm, sen af yolunu tut, iyi olan şeyleri emret ve cahillerden yüz çevir” (Araf, 199) ayetinde Hz. Peygamber için tercih ettiği ahlaktır. Hz. İsa (a.s), Hz. Yahya’ya (a.s) şu öğüdü vermiştir: “Birisi senin hakkında konuşur da doğruları söylerse, Allah’a şükret. Eğer senin hakkında yalan konuşursa daha fazla şükret; çünkü onun iyilikleri sana yazılacaktır.”
Hz. Musa (a.s) “İlahi, beni şu halkın dilinden kurtar, benim hakkımda bende olmayan şeylerin söylüyorlar, hakkımda olmadık şeyleri iftira ediyorlar” diye dua edince, Allah Teala şöyle vahyeder:
“Ben bunu kendim için bile yapmadım; onlar benim hakkımda da bende olmayan şeyleri söylerler, bana şirk koşarlar, Allah’ın oğlu, kızı var derler. Sen de benim gibi sabreyle, işine bak!” En iyisi, doğru olan bir işi Allah için yapıp yoluna devam etmektir.


Bazen ne yapsak insanlara yaranamayız


İnsanlar çok konuşana geveze derler, az konuşana dudu kuşu gibi dilini yutmuş, kendini beğenmiş derler. Çok yiyene obur, az yiyene “Malını yiyemiyor, mezara götürecek herhalde!” derler. Çok mal harcayana müsrif, hiç harcamayana cimri derler. Hiç ibadete yanaşmayana beynamaz, çok ibadet edene de, “Başımıza sofu kesildi, çok derine daldı, adam yakında uçacak” derler. Güzel giyinene “Caka satıyor” derler, pejmürde giyene paspal derler. Derler de derler...
Nasrettin Hoca’nın şu meşhur fıkrası konu hakkında ne kadar da güzel bir örnek. Bir gün Nasrettin Hoca oğlu ile köyden şehre gidiyormuş; binekleri merkepmiş. Hoca hayvana önce oğlunu bindirmiş, kendisi hayvanın önünde yürümeye başlamış. Yolda bir grup insana rastlamışlar. Adamlar hocayı yaya, oğlu binek üzerinde görünce “Yahu devir değişti, insanlarda büyüğe hürmet kalmadı, çocuk hayvan üzerinde, zavallı ihtiyar yaya gidiyor!” demişler. Nasrettin Hoca ile oğlu bu sözleri ciddiye alıp, vaziyeti değiştirmişler. Hoca hayvana binmiş, oğlu yaya yürümeye başlamış. Biraz sonra başka bir gruba rastlamışlar. Adamlar “Yahu, bu devirde acıma ve merhamet kalmadı; koskoca adam hayvana binmiş, zavallı çocuğu yaya yürütüyor!” diyerek yanlarından geçmişler. Hoca ile oğlu bu sözü de ciddiye alıp, yeni bir vaziyet düşünmüşler. Bu defa ikisi birden hayvana binmiş.
Biraz sonra, başka bir gruba rastlamışlar. Adamlar manzarayı görünce “Yahu bu insanlarda hiç insaf kalmadı, şu sıcakta bir hayvana iki kişi biner mi? Yazık!” diyerek yanlarından geçmişler. Hoca ile oğlu bu sözlerin de etkisinde kalıp durum değişikliğine gitmişler. Bu defa ikisi de hayvandan inerek yürümeye başlamışlar. Biraz sonra, başka bir gruba rastlamışlar. Adamlar “Yahu şu insanlarda akıl kalmamış, Allah bu hayvanı süs için mi yarattı! Hayvan boş gidiyor, ihtiyarla çocuk yürüyor!” diyerek yanlarından geçip gitmişler. Nasrettin Hoca ile oğlu çaresiz kalmışlar, ne yapsalar insanları memnun edemiyorlar! Sonunda hoca, oğluna
“Yavrum, biz onun bunun diline bakacağımıza, kendi bildiğimiz gibi yolumuza devam edelim; hayvana biraz sen biraz da ben binerek gidelim!” demiş.


Halkın dilini tutmanın yolu


Hz. Hüseyin (r.a), hakkında olumsuz sözler söyleyen bir adama tepsi içinde bir miktar hurma götürüp kapısını çalar, adam “Ey peygamber torunu! Bu nedir?” diye sorar. Hz. Hüseyin (r.a) de, “Bunu al! Çünkü senin, hakkımda kötü konuşarak iyiliklerini bana hediye ettiğini öğrendim; ben de ona karşılık sana bunları getirdim!” der. Adam utanır, tövbe eder, bir daha olumsuz konuşmaz. Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Zeynülabidin de, kendisi hakkında olumsuz şeyler konuşan bir adamın yanına giderek,
“Kardeşim, eğer senin söylediklerin bende varsa, onlar için Allah’tan affımı istiyorum; söylediklerin bende yoksa Allah’ın seni affetmesini diliyorum” der ve evine döner. Adam da yaptığından utanıp tövbe eder.
Bir kadın, velilerden Malik b. Dinar’a, “Ey mürâî (gösterişçi!)” der. Bunu işiten Malik, “Ey kadın, Basralıların kaybettiği ismimi sen buldun!” diyerek nefsini ezer, kadını destekler, istiğfar ederek yoluna devam eder.
Gavs-ı Sani Hazretleri ise bu konuda şu uyarıda bulunmuştur:
“İnsan yüzünü Hakk’a döndürmeli. Kulun tek hedefi Allah rızası olmalı. Halk için amel etmeyin. Gösterişten sakının. Bütün fayda Allah’tadır. Amelinizi Cebrail (a.s) görse ve bilse, bunun sizi ne faydası olacak? Allah dilemedikçe, görev ve izin vermedikçe meleklerin de insana bir faydası olmaz. Halka değil, Hakk’a bakın!”

June 2

asalet asaletinyeter  

 
   
Kimseler Görmesin diye Gözlerimde SEL SEL taşan YANLIZLIĞI, kİMSELER DUYMASIN DİYE SESİMİ ışık SIZMAYAN bir odanın KARANLIĞINA koydum. UNUTSUN BENİ DAĞLAR, unutsun beni yolar ,unutsun beyaz güller..Kayboldum DERTLERİMLE denizlerin

ASALET BEYAZ GÜLÜM

 

3 çeşit dost vardır;Birincisi ekmek gibidir her zaman istersin.İkincisi ilaç gibidir lazım olunca ararsın.3üncüsü mikrop gibidir

o gelir seni bulur.Allah herkesi mutluluk yağmuru altında şemsiyesiz bıraksın...! (amin)
Başlığı ve mesaj alanını düzenlemeden önce özelleştirme değişikliklerinizi kaydetmek için Kaydet'i tıklatın.

ASALET BEYAZ GÜLÜM

May 31
deniz denizwrote:

Ağlayalım! Ağlamazsak Gülmekten Utanalım

 

 


Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım..

Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize
ağlayalım..


Aşıkla mâşuk misali ALLAH (c.c.) ile kulun buluşma noktası olan
secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım..


Günde en az beş defa sunulan af piyangosunu kaçırdığımıza ağlayalım..
Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza
ağlayalım..


Uykunun kollarında gaflet içinde geçen zamanımıza ağlayalım..


Gaflet ile geçirilen ve boşa giden günlerimize ağlayalım..


Her gün onca hadise karşısında ürpermeyen kalplerimize ağlayalım..


Dünyaları yutsa da doymayan nefislerimize bende oluşumuza ağlayalım..


Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım..


İsteyin vereyim diyen Rabbimize karşı sanki hakkında vaadinden dönmesi söz konusuymuş gibi, Ona güvensizliği itmam eder tarzda Ondan kamil iman, tam ihlas ve takva istemeyişimize ağlayalım..



Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..


Kalbim temiz deyip her türlü fecaati işleyip kendimizi avutmamıza
ağlayalım..


Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım..


Her gün gözümüzün önüne serip sergilenen onca ibretlik hadiseler karşısında
başımızı devekuşu gibi kuma sokup değişmeyen hakikat olan ölümü kendimizden
uzak görüşümüze ağlayalım..


Ölenle ölünmez canım deyip üç gün sonra şen-şakrak şarkılar türküler
söyleyip gafletle geçen ömrümüze ağlayalım..


Günahı günah bilmeden ve ona tevbe edemeden günahlarımızı yüklenip huzuru İlahiye gitme tehlikesinden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım..


Dağlar büyüklüğündeki günahlarımızı gördüğümüzde, ben bu günahları ne zaman işledim Ya Rab diyeceğimiz o günden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım..


Kuran bize yeter deyip, sünnete sırtımızı döndüğümüz güne ağlayalım..


Peygamberlerin bile Efendimize ( s.a.v ) ümmet olmayı isteyeceği o gün bu ümmet-i merhumeden olamama tehlikesi karşısında halimize ağlayalım..


ALLAH (c.c.) dostlarını tenkit edip, Peygamber Efendimizi (
s.a.v) üzdüğümüz için ağlayalım..


Ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi bütün hayır ve hasenâtımızı bitiren
hasedden ve gıybetten kurtulamayışımıza ağlayalım..


Azdıran zenginlik karşısında günümüzü gün edişimize ağlayalım..
Hayırlısı varken hakkımızda hayırsız olanı istemeye devam etme
saygısızlığını gösterdiğimiz için ağlayalım..


Veren de alan da belli iken feryâd ü figân edişimize ağlayalım..


Gülün de dikenin de bağın da bahçıvanın da sahibi belliyken onlara sahipmiş
gibi davranma saygısızlığından dolayı ağlayalım..


Böylesine muhteşem bir saltanat sahibi karşında cüzî irademize bakıp da
ulûhiyet itmam eden hallere girmek küstahlığında bulunduğuz için ağlayalım..


Cüzî bir ibadetle ebedi cenneti vaad eden Sultanımıza karşı hak iddia etmek kabalığında bulunmamıza ağlayalım..


Yokluktan varlığı çıkaran ve sonra da ebedi bir hayat vaad eden ve onu
verecek olan Rabbimize karşı günde birkaç saat ibadet ve hizmet etmekten kaçışımıza ağlayalım..


Altmış yıllık bir hayatta istikamet üzere yaşamaya mukabil 60 trilyon sene
bile yanında bir hiç kalan ebedi bir hayatı vaad eden ALLAH’ın ( c.c.) sözüne
itimat etmezmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..

May 31
deniz denizwrote:
Bir ayağımız çukura girmişken bile mal mülk peşinde koşmaktan utanmayışımıza ağlayalım..


ALLAH (c.c.) için verin dendiğinde nefsimiz adına verdiğimiz için ağlayalım..


ALLAH (c.c.) var deyip ve fakat sanki yokmuş gibi yaşayışımıza ağlayalım..


Hiç akletmez misiniz, hiç düşünmez misiniz diye ferman eden Kur’ân’ın sesine ses vermeyişimize ağlayalım..



İyi günde unutup kötü günde hatırladığımız Rabbimize gösterdiğimiz
vefasızlığımıza ağlayalım..


İyi-kötü, dinli-dinsiz, said-şaki, müslüman, putperest, hristiyan, mecusi,
yahudi demeden, hiç ayırt etmeden her gün hepsine nimetlerini bol bol veren
Rabbimize karşı kulluğun ifadesi olan namaz, zekât, oruç, sadaka verme,
ALLAH!ı ( c.c.) zikretme, emr-i bi-l maruf gibi ibadetlerde gönülsüz
davranışımıza ağlayalım..


Üç kuruş sadaka ile cenneti satın almış gibi bir havaya girişimize ağlayalım..


Şeytanın bizi ALLAH (c.c.) Rahimdir affeder diye diye kandırıp kulluk
vazifelerimizi ihmal ettirme tuzağına düşürmesine ağlayalım..


Gelin hep beraber günahlarımıza ağlayalım..


Ağlayalım ağlanacak halimize güldüğümüze..


Kuruyan göz pınarlarımıza, yaşarmayan gözümüze ağlayalım..
Ve ağlayalım ağlayamadığımız için acınacak halimize..
Gelin hep beraber ağlayalım..

Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM…
May 31
May 29
May 28
deniz denizwrote:
Ağlayan Çocuk Kalmadı

Hazret-i Ömer’in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine’ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar… Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb’dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman’a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim. Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar. Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!..
Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar. O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi.Çocuğun sesi kesilmediği için, Halife evin kapısına gitti. İçeride bulunanlara, ”Küçüğü susturmalarını rica” etti. Sonra dönüp geldi. Gece boyunca, çocuğun sesi işitildikçe, birkaç kere daha evin kapısına gitti.Çocuğun ağlaması bir türlü dinmiyordu.
Seher vakti olunca, Hazret-i Ömer son defa oraya gitti. Çocuğun annesine:
Belli ki açtı!
- Sen ne biçim anasın! Bütün gece evlâdını ağlattın. Belli ki açtı! diye çıkıştı. Kadıncağız cevap verdi:
- Halimi anlamadan niçin beni azarlıyorsun? Hazret-i Ömer, kendini tanıtmadan sordu:
- Haline ne olmuş?
- Çocuğu sütten kesmiştim..
- Sütün yoksa başka şeyler yedirseydin.
- Evde onun yiyeceği bir şey yok ki, biz çok fakiriz…
- Çocuğun kaç yaşında?
- Daha yaşını doldurmadı. İşte bu cevap üzerine Hazret-i Ömer öfkelendi.
- Peki niçin bu kadar küçük bir yavruyu sütten kestin? Kadıncağız içini çekti:
- Halifemiz Hazret-i Ömer’e Cenâb’ı Hak insaflar versin. Çocuklar sütten kesilmeyince, bizim gibi bir fakire nafaka vermez. Fakirlik maaşı bağlamaz. Onun için yavrumu erkenden sütten kestim.Bunun üzerine Halife ağlayarak mescide girdi. Gözyaşları yüzünden namazı zorla kıldırdı. Selâm verdikten sonra cemâate döndü. Gene ağlayarak:
İşte Hz. Ömer’in (r.a.) adaleti
- Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. Sizin Ömer’inize yazıklar olsun!.. diyerek kendini suçladı. Sonra bütün Medine halkına, tellallar (haberciler) çıkarttı. Onlar da bildirdiler ki:
- Hangi Müslümanın oğlu veya kızı dünyaya gelirse, hemen Halifeye bildirsin. Beytülmal’dan (hazineden) nafaka (maaş) verilecektir. Hiç kimse nafaka yüzünden evladını vaktinden önce sütten kesmesin!.. O günden sonra artık Medine’de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi.
May 28
deniz denizwrote:

Seccadenin Feryatlarında Ebedi Uyku


Uyku; bir çeşit ölüm halidir faniye, ta ki uyanana kadar.Uyanıklık yaşamakla alakalı, yeni bir gün yeni bir doğuş ve belki yeni bir umut eksiği olana, bilene.

Yine böyle bir uyku hali anlatacağımız.Gün ışımamış sabah yakındır…

Yorgunluğun verdiği ağırlıkla hemen uykuya dalmıştı.Bir iniltiyle uyandı adam.Etraf halen karanlıktı. İniltiyi rüya gördüğüne yordu. Dudakları susuzluktan çatlıyordu, öyle susamıştı. Işıkları yakmadan mutfağa gidip suyunu içti ve yatağına döndü. Tam uyumak üzereyken, aynı inleme sesi tekrar kulaklarını tırmalamaya başladı. Ama rüyamıydı uyanık mıydı farkında değildi. Sesin geldiği yöne doğruldu. O an rüyada olduğuna iyice emin oldu. Çünkü duyduğu sesin sahibi evin tek seccadesiydi.

Adam şaşırdı ve korkulu bir sesle

-İnleyen sen miydin?

-Evet dedi seccade

-Niçin ağlıyorsun?

Seccade yine içe işleyen bir sesle:

- Seni uykundan uyandıran susuzluğunu, doyuncaya kadar, su içerek giderdin. Oysa benim susuzluğumu giderecek kimsem yok!

- Nasıl susarsın, sen canlı bile değilsin dedi adam.

Seccade:

- Benim ihtiyacımda bir nevi sudur ama içtiğin değil. Benim susuzluğumu ancak tövbekar kulların gözyaşları giderir.

- Anlamadım dedi adam meraklı gözlerle seccadeye

- Ağlarım çünkü Allah’ın kulları; kabrinin aydınlığa ulaşmasını, karanlıklarda kalmamayı, o kutlu günde aydın olmayı isterler. İsterler de bu vakitte kalkıp iki rekat teheccüt namazı kılmazlar. Hep bakarım sana, bir günde kalkıp şükür için iki rekat namaz kılmazsın.

-Beni rahat bırak deyip döndü adam.

Seccade devam etti;

- Ey Allah’ın kulu; bak işte sabah namazının vakti geldi. Ezanlar; namaz uykudan hayırlıdır diye sesleniyor. Ah sabah namazı , ah bu sabah namazı ! Namazlar arasında müstesnadır. Hem kalbe hem de ruha hayat veren bir iksirdir o . Yetmiyor mu ? gece gündüz dünya için koşuşturduğun , Aziz ve Kahhar olan Allah’ın çağrısına neden icabet etmezsin!!!

Adam iyice sıkılarak:

-Ey seccadem, beni rahat bırak . Gündüz yeterince yoruluyorum, biraz daha uyuyayım deyip yatağın sıcaklığına bıraktı kendini.

- Seccade yılmadan adamı uyarmaya ve uyutmamaya uğraşıyordu.

- Demek ki sen dünyaya ahretten daha çok önem veriyorsun.

Adam iyice öfkelendi:

-Yeter artık lütfen konuşma diye bağırdı.

Seccade bu çıkışın karşısında önce sustu. Daha sonra sesini iyice alçaltarak ;

-Ah o fecir vaktindeki adamlar, ah o fecir vaktindeki adamlar dedi. Sen O nurlu Peygamberin bu vakit için neler söylediğini bilmez misin? “Her kim ki güneş doğmadan ve batmadan evvel namazlarını eda ederse ateşe girmeyecek”, “ Ve yine O güzel insan “Kim şu iki namazı (sabah - ikindi veya sabah - yatsı) kılarsa cennete gider.” Ve nihayet “Münafıklara en ağır gelen namaz sabah ve yatsı namazıdır. Onlar ki o iki namazdaki ecri bilselerdi sürüne sürüne giderlerdi…”

Bunun üzerine adam yatağından doğrulup;

-Haklısın sabah namazı gerçekten önemli dedi..

Seccade:

-Öyleyse kalk ve namaz kıl dedi.

-Yarın inşallah , mutlaka kalkacağım ama bugün çok yorgunum dedi adam.

Seccade son bir ümitle ;

-Kişi Salih amellerin ne kadar büyük ecri olduğunu idrak edemezse tüm zamanlarda bu ameller zor gelir. Sorun uyumaksa, kabir de uykudan çok ne var! Gel sözümü dinle Ey Allah’ın Kulu!

Bu andan sonra adamda tek kelime duyulmadı. Seccade de bir süre sessiz kaldı. Adam uykuya devam etti.

Ama heyhat! Adam ömründeki en uzun uykuyu dalmıştı bile. Seccadenin son sözlerini duyamadı. O an seccade adamın öldüğünü anlayınca kısık bir sesle şunları söylüyordu.

-Ey tövbesini yarına erteleyen, bilir misin yarına çıkabileceğini !!!

Ölüm pusuda hep, biz dünya için günah işlerken.

Süresi de kısıtlı. Gün gelip çatar, farkında olmadan.


VE KİM BİLİR BUGÜN DE SENİN SON GÜNÜNDÜR.

 

HAYDİ NAMAZA HAYDİ KURTULUŞA DOST...

May 26
deniz denizwrote:
Siz Gerçek Müslüman Gördünüz Mü?
--------------------------------------------------------------------------------
Doç.Dr. Nihat Hatipoğlu'nun Hürriyet Gazetesindeki Makalesi
Siz gerçek Müslüman gördünüz mü?
MÜSLÜMAN olmak bir nimettir. Bir ayrıcalıktır. Ama aynı zamanda bir külfettir.
Sorumluluktur. Görev yüklenmektir. Örnek olmaktır. Son vahyi temsil etmektir. Muhammedi bir ahlakla ahlaklanmaktır. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmaktır.
Toleranslı olmaktır. Başkasının hatasını çok görmemektir. Çok olan hatasını abartmamaktır. Öz çocuğuna gösterdiği toleransı başkasının evladına da göstermektir.
Beyefendi olmaktır. Kaba, haşin, sert ve incitici olmamaktır. Gerektiğinde bir gül kadar narin ve nazik ve yine gerektiğinde bir cam vazo kadar kırılgan olmaktır.
Bencil olmamaktır. Her şeyi kendisine yontanın ahlakı, Makyavelist, egoist ve çıkarcı bir çizgi çizer. Bu çizgi Müslüman'la aynı karede buluşamaz. Nefsin bencil arzularına gem vuramayan Müslüman, Kuran'ın deyimiyle "şeytanına kelepçelenmiştir".
Anlayışlı olmaktır. En basit örneğiyle, otobüste seyahat ederken, uçakta yolculuk yaparken kahkahayla gülmemeli, bağırmamalı, başkasını rahatsız etmemeli, etrafa nefret hissi vermemeli, başkasını tiksindirecek hiçbir tavır içinde olmamalıdır.
Adil olmaktır. Müslüman kendisi için istediğini başkasına da istemelidir. Kendisine uygun görmediğini başkasına reva görmemelidir. Hz. Ömer adaletini gözetmektir. Yanlış yapan, dolandırıcılık yapan kendi öz evladı bile olsa özel muamele gösterilmemelidir. Ayrıcalık tanınmamalıdır.
Düşmanın da hukukunu gözetmektir. Sevmediğini, tutmadığını, düşman gördüğünü meşru-gayri meşru her yolla sindirmemelidir. Düşmanı kendisinden emin olmayan Müslüman, El-Emin olan peygamberi temsil edemez. Müslüman, düşmanına karşı da adil olmalıdır. Onun hukukunu korumalıdır.
Haram kazanmamaktır. Helal düşünmek, helal kazanmak, helal harcamak ticarette kuşanılması gereken İslam ahlakıdır. Müslüman, kamuya, devlete veya garibana ait malı hile ve hurda yolla ucuza mal edemez. Ederse bu haram kazanç olur. Herhangi bir ihalede, mal alışverişinde, daha iyi ve temiz iş yapan insanların önünü kesmek için plan ve program yapamaz.
Sorumluluktur. Makamın hakkını vermektir. Makam, mevki ve sorumluluğu başkasının haksız kazancına merdiven yapmamaktır. Belki din, idarecilerin miras bırakmasına engel olmuyor ama bunu sınırlayacak işaretler verip işi vicdana bırakıyor. Hz. Peygamber miras bırakmamıştır. "Peygamberler miras bırakamazlar" diyerek idareciler ile sermaye ve mal biriktirme arasına (mücbir olmayan-şart olmayan) perde germiştir.
Temizliktir. İlk emirlerden biri "elbiseni temizle" olan bir dinin mensupları dışlarını, içlerini, kafalarını, hınçlarını, bencilliklerini, niyetlerini temizlemeliler. Şehirlerini, köylerini, evlerini, bahçelerini temizlemeliler. Bu kadar basit şeyler önemli mi? Evet hem de çok önemli. Çünkü dış görüntümüz, iç görüntümüzü ele veriyor. Şehirleşmemizde, altyapımızda ileri ülkeleri geçebiliyor muyuz? Hayır, çok gerideyiz. Peki niye, eksikliğimiz nerede! Onlardan daha az zeki değiliz herhalde.
Halkla eşit şartları paylaşmaktır. Halkı yoksul olan Müslüman idareciler lüks, şatafat ve debdebe içinde yaşamaz. Yaşarsa zalim bir idareci olmuş olur. Hz. Ömer, Mısır'a vali yaptığı Hz. Amr bin As'ın yaptırdığı görkemli köşkü yıktırmıştır. Bir adama tokat atan eski kabile reisi Cebele'ye kısas uygulamak istemiş ve gariban köylünün Cebele'ye tokat atmasını emretmiştir.
Medine halkının maddi yönden darboğazda olduğu kıtlık yıllarında halk yemek bulamıyor diye kuru ekmeğe talim etmiştir. Bir gün sofrasında zeytinyağı bulunduran Hz. Ömer, bir vatandaşın biz bu yağı da bulamıyoruz sözü üzerine zeytinyağını kendisine yasaklamıştır.
Müslümanlık hakkaniyet, adalet, temiz ahlak ve Kurani teraziye uymaksa bunları uygulamadan kámil Müslümanlık olamaz. Çünkü Müslümanlık başkasına vaaz ederken kendi kulağına pamuk tıkamak değildir. Kulaklar nasihat dinlemek için yaratıldı, iyi şeyler duymak için, dil iyi şeyler konuşmak için, göz iyi ve doğruyu görmek için. Ayak iyi ve temiz yola gitmek için ve nihayet eller temiz ve şaibesiz sermayeye, mazlum olan düşküne, mağdura uzanmak için yaratıldı. Hani bu organları bu amaçla kullanan, hani kulaklarının, gözünün, dilinin, ayak ve ellerinin hakkını verenler.
* * *
Hani Ya Rabbi, bu hayattan beni harama bulaştırmadan al diyen Müslüman, hani arkasını döndüğünde, en inatçı düşmanının-rakibinin arkasından gözyaşı döktüğü Müslüman. Hani eliyle, diliyle, kalbiyle, başkasına buğz-nefret etmeyen Müslüman. Ya Rabbi, bir göz açıp kapatacak bir süre zarfında bile nefsimin kucağına atma beni diyen Müslüman.
Hani Hz. Ebu Bekir sadakati, hani Hz. Ömer adaleti, hani Hz. Osman edebi, hani Hz. Ali cesareti, hani Hz. Bilal sevgisi, hani Ebu Zerr zarafeti, Hz. Aişe zekásı, hani Hz. Zeynep masumluğu. Hani nerede! O Müslüman'ı gösterin de arkasından koşayım. Peygamberimiz çağından mı geldin diyeyim de, başımı omzuna yaslayıp kokusunu içime çekeyim.
May 25
Coeur rougeBisous ton ami cherokee1236181180
May 24
deniz denizwrote:
img230/4374/iloveyouzc3.gif GÜNAYDINNN
May 24
deniz denizwrote:
*** NAZAR(GÖZ DEĞMESİ)*****

Büyük velîlerden Hasan Basrî Hazretleri göz değmesine karşı (Kalem Sûresinin 51-52. ayetleri olan) şu âyetleri okurdu:


"Ve in yekadullezîne keferû leyuzlikûneke biebsarihim lemmâ semiu'z-zikre ve yekulûne innehu le mecnûnun ve ma huve illâ zikrun lil âlemîn."

"Gerçekten o küfredenler Kur'an-ı işittikleri zaman az kaldı seni gözleriyle yıkacaklardı. "O, mutlaka bir mecnundur" diyorlar. Oysa Kur'an bütün alemler için büyük bir uyarıcıdır.." (Kalem Sûresi, 51-52)


Yine bazı eserlerden öğrendiğimize göre Resûl-i Ekrem Efendimiz, torunları Hasan ve Hüseyin (r.a.)'e, nazar değmesin diye duâ okurlarmış. Bu duâyı şu şekilde tesbit etmiş bulunmaktayız:


"Euzu bi kelimâtillâhi't-tâmmeti min kulli şeytanin ve hammetin ve min külli aynin   lammeh."

"Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım."

 

May 23
deniz denizwrote:
 
 
cumanız müberek olsun
May 22